Çakı Gibi Bir Koç Erdemir Mucizesi’nin mimarı Ahmet Çakı çarpıcı açıklamalarıyla tbl.orgtr'de!
Çakı Gibi Bir Koç Erdemir Mucizesi’nin mimarı Ahmet Çakı çarpıcı açıklamalarıyla tbl.orgtr'de!
Çakı Gibi Bir Koç 30 Nisan 2009 Perşembe
29 yaşında Darüşşafaka’ya baş antrenör olduğunda Türkiye
Basketbol Ligi tarihinin en genç antrenörlerinden biri olarak tarihe geçmişti
Ahmet Çakı.
Genç yaşına rağmen Daçka’nın başında elde ettiği başarılı
sonuçlar Çakı’yı Türk Basketbolu’nun “yükselen değerleri” arasına sokmuştu.
Başarılı teknik adam Darüşşafaka’dan sonra kısa bir Mersin Büyükşehir
Belediyesi macerası ve A Milli Basketbol Takımı ile Air Avellino’daki yardımcı
antrenörlük deneyimlerinin ardından 2008-09 sezonu ortasında zor günler geçiren
Erdemirspor’la anlaşmıştı. Erdemir, Ahmet Çakı’nın başa gelmesinden sonra
gösterdiği yükselişle bu sezonun en büyük sürprizine imza atarken 33 yaşındaki
Çakı da yarattığı mucize ile bir kez daha basketbol gündemine damgasını vurdu.
Başarılı antrenörle kariyerini, Erdemir’i ve ileriki dönem için beklentilerini
konuştuk…
Editörün Notu: Bu
röportaj 25 Nisan Cuma 2009 tarihinde yapılmıştır.
2008-09 sezonunun ilk
7 haftasında 1 galibiyet alabilen Erdemir sizin göreve gelmenizden bu yana 20
haftada 15 galibiyet aldı. Son 5 haftada da 5 galibiyetlik müthiş bir seri
var. Küme düşmesi banko olarak
gösterilen bir takımı aldınız ve önce düşme potasında çıkarıp ardından da
play-off’a girme iddiası olan bir takım haline getirdiniz. Ne oldu da bu takım
iki farklı dönemde bu kadar büyük bir kimlik değişimi yaşadı? Elinizde bir
sihirli değnek mi var? Bunu nasıl başardınız?
Açıkçası Erdemir’den teklifi ilk aldığımda Türkiye Basketbol
Ligi içinde bilgi ve birikimine güvendiğim insanlara Erdemir’le ilgili
fikirlerini sordum. Bana da herkes bu takımın kadro yapısı itibarıyla
kurtarılması oldukça zor bir ekip olduğunu söylemişti. Fakat Erdemir
yöneticileriyle bir araya geldiğimde orada uzun süreli işler ve projeler
üretilebilecek bir ortamın olduğunu fark ettim. Erdemir gerçekten çok ciddi bir
kurum ve bu ciddiyetin basketbola da yansıdığını gördüm. Böyle zor durumda,
tabiri caizse ekside görünen bir takımı alıp artıya geçirebilirsem benim bu
kulüpte uzun vadede çok daha iyi işler yapabileceğimi, oluşturduğum güven
duygusuyla daha büyük projeler içinde yer alabileceğimi düşündüm. Teklifi
aldığım sırada İtalya’da yardımcı koç olarak görev aldığım Air Avellino’dan
yeni dönmüştüm. Avellino koçu Zare Markovski’ye fikrini sorduğumda o da
piyasadan uzak kalmanın fayda getirmeyeceğini ve kendime güveniyorsam kabul
etmem gerektiğini söyleyince ben de düşünüp kabul etmeye karar verdim.
Peki göreve
geldiğinizde Erdemir’de nasıl bir tablo vardı?
Açıkçası ilk başta durum gerçekten pek iç açıcı
görünmüyordu. Hedefteki Casa TED Ankara Koleji maçını kazandıktan sonra
oyuncuları karşıma alıp Erdemir’in bu ekonomik krizde oyunculara paralarını
günü gününe ödeyen, çok profesyonel bir kulüp olduğunu ve bu takımın hedefinin
küme düşmemek değil, play-off’a oynamak olması gerektiğini söyledim. Önümüzdeki
maçlarda bir çıkış bekliyorduk ama beklediğimiz olmadı ve üst üste 3 maç
kaybettik. O dönemde bazı oyuncularımızı çeşitli nedenlerle kaybetmiştik. Ardından
Hakan Demirel’i ve Atwain Barbour’ı kadroya
kattık. Yeni sisteme adaptasyon sürecinde değişen kadroyla mağlubiyetler devam
etti. O süreçten sonra galibiyetler gelse de, bizim bölgede bulunan takımların
da kazanmaya başlaması nedeniyle büyük bir çıkış gösteremedik. Bu nedenle ben
de o zamanlar play-off’u düşünmeme rağmen, küme düşmeme hedefini daha ön plana
almaya başladım ama açıkçası küme düşmeyi de aklımıza hiç getirmedik. Çünkü iyi
çalışıyorduk, takımda bir yükseliş vardı.
Hakan Demirel ve Antwain Barbour’ın katılımıyla takımın
basketbol tarzını istediğimiz seviyeye getirebildiğimizi düşünüyorum. Türkler
olsun, yabancılar olsun, takımımda kötü karakterli oyuncu yok. Herkes elinden
gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor. Zaten basketbolda da birçok faktör var.
Bu yükseliş sadece benim gelişimle açıklanabilecek bir durum değil. Bizim
yönetimimiz de bize sahip çıktı, önemli oyuncuları kadromuza kattık, seyircimiz
üzerimizdeki desteğini hiçbir zaman esirgemedi. Özellikle Beşiktaş Cola Turka
maçından itibaren inanılmaz bir seyirci patlaması yaşamaya başladık. Ama en
önemlisi de oyuncularımız bu işi tamamen sahiplendiler. İpin ucunu hiç
bırakmadılar. Bu başarıdaki aslan payını bu nedenle ben onlara veriyorum.
Ancak sizin de bu
başarıdaki katkınız yadsınamaz…
Kendimle ilgili de şunu söyleyebilirim. Kendi inandığım
basketbol tarzını bu 5 aylık sürede takıma yansıtmaya çalıştım. En çok
inandığım şey elbette ki iyi ve çok çalışmak. Eğer bir başarı gösterdiysek
bunda bütün camianın payı var. Önemli olan o sinerjiyi yakalamamızdı ve bunu
başararak düşme tehlikesinden tamamen kurtulduk. Play-off mücadelesinde de Oyak
Renault’nun fikstür avantajıyla bir adım önde olduğunu düşünüyorum.
Dönüm noktası ne oldu
peki sizin için? Yani şu maç bizim yükselişimizin başladığı, işlerin iyiye
döndüğü maçtı diyebileceğiniz bir maç var mı?
Bence Beşiktaş Cola Turka maçı. O maç öncesinde üst üste 3
maç kaybetmiştik, maçtan birkaç gün önce yeni transferimiz Antwain Barbour
aramıza katılmıştı. Maç sırasında 10-12 farklı üstünken rakibimize yakalandık,
bitime 8 dakika kala da skorda geriye düştük. Ama oyuncularımız orada bir
direnç koydular, taraftarımızın da müthiş desteğiyle maçı kazanmayı başardık. O
maçla beraber bir ivme yakaladığımızı düşünüyorum ben. Bir de şey var,
İzmir’deki Teknosa Türkiye Kupası 8’li finalinde ilk gün biz Aliağa Petkim’i
eledikten sonra, akşam kura çekimi yapıldı. Bize Galatasaray Cafe Crown çıkınca
bir baktım bütün takım seviniyor. O sırada biz ligde 14. sıradayız, Galatasaray
Cafe Crown ise 2. sırada. Normalde onların bizle eşleştikleri için sevinmesi
gerekirken, biz seviniyorduk. Orada ben gerekli ışığı almıştım takımımdan.
Teknosa Türkiye Kupası finalinden sonra takımımız bir
prestij kazandı, oyunumuz olgunlaştı. Basketbol yorumcuları ve çevremdeki
bilgisine inandığım insanlardan övgü dolu sözler duyuyoruz. Kazanıp
kaybetmekten ziyade iyi basketbol ve doğru bir şeyler yaptığımı görmek benim
için çok önemli. Tabii bunun yanında bir şeyler kazanarak beklenti üzeri bir
performans göstermek de ayrıca bir mutluluk.
Efes Pilsen’le oynadığınız final maçı hakkında ne
diyeceksiniz, onları epey bir zorladınız.
Genelde bizim gibi sürpriz takımlar finale çıktığında herkes
20-30 sayı farka giden bir formalite maçı bekler. Ama bizim maç gerçekten çok
üst kalite bir maç olmuştu. İki tane çok kritik top kaybımız vardı, bir tanesi
Hakan’ın yarı sahada yaptığı centilmenlik dışı fauldü. Onları yapmasak maç
belki son saniyede belli olacaktı. Kupa bizim için büyük bir havaydı ve
açıkçası benim adıma ligde kalmak kadar da önemliydi.
Alt sıralardaki bir takımın seri galibiyetler alarak
oradan uzaklaşması takımın kendine olan güvenini arttırdığı ve üzerindeki
baskının da azaldığı görülüyor. Bu rahatlığın size getirileri ne olacak acaba?
Çünkü küme düşmemeye konsantre olmuş bir takımken kendinizi birden Play-Off
yarışının içinde buldunuz.
Aslında bu durumun hem olumlu hem de olumsuz tarafları var.
Biz Oyak Renault maçı dışında stressiz maç oynamadık ligde. Takım 5 aydır küme
düşmeme stresiyle, bunun sorumluluğuyla, bunun bilinciyle oynuyor ve bu da bize
bir adrenalin sağlıyor. O adrenalin bizi maçlarda olsun, idmanlarda olsun
sürekli ileri itiyordu. Ama Oyak Renault maçından sonra takımda bir rahatlama
olduğu bir gerçek. İlk idmanımız kötü geçti mesela bu hafta, sonra diğer
günlerde biraz daha toparladık ama bu davranışın psikolojide de yeri var.
Normal bir davranış bu. Bu bizi olumsuz yönde de etkileyebilir, tam tersi
kafalar rahat olduğundan olumlu yönde de etkileyebilir. Benim ümidim olumlu
yönde olması. Mesela yarın Beşiktaş Cola Turka maçı var, herkes bizim takımı
övüyor ve bu bize büyük bir sorumluluk yüklüyor. Yarın televizyondan naklen
yayınlanacak olan bir maçta biz kazanamasak bile mutlaka iyi basketbol oynayıp
son ana kadar mücadele etmeliyiz. İnsanlar bunu bekliyor bizden.
Yaptığınız işte motivasyonun ne kadar payı olduğunu
düşünüyorsunuz?
Kesinlikle çok fazla. Biz geldiğimiz zaman takımda bir
‘Kaybetme alışkanlığı’ vardı. Önce bunu temizlememiz gerekiyordu. Bunun için de
kafaları değiştirmemiz gerekiyordu. İlk başlarda işin motivasyonel ve
psikolojik taraflarında gezindik biz hep. Teknik ve taktik daha sonra geldi. O
nedenle motivasyona fazlasıyla inanıyorum. İnsan kafaca hazır olmadan ne sağlam
bir idman yapabilir ne de maç kazanabilir.
Motivasyon konusundaki başarınızı Hakan Demirel ve Erdal
Bibo gibi kariyerleri düşüşte olan isimlerin sizinle birlikte yeniden yükselişe
geçmesinden de anlıyoruz zaten. Bu konuda ve özellikle Hakan Demirel hakkında
ne düşünüyorsunuz? Kendisi Milli Takım’ın gelecek yılları için de önemli bir oyuncu
çünkü.
Öncelikle Hakan o içinde bulunduğu kabuğunu kırmaya karar
vererek geldi bize. Yani o bunun kararını vermişti bize gelmeden önce. Bu çok
önemli. Zaten ikitakımın ekonomik ve diğer şartlarını karşılaştırdığınız zaman
arada epey büyük bir fark olduğunu görüyorsunuz. O yüzden Hakan’ın buraya
kafaca hazır ve gerçekten başarılı olmak için geldiğini açık bir şekilde
söyleyebilirim. Ve bunu bizimle çıktığı ilk idmandan itibaren gösterdi. Uzun
zamandır oynamamış olması, maç eksikliği gibi konular nedeniyle ilk başlarda
zorlandık tabii biraz. Ama çok inançlıydı ve yönlendirdiğimiz her yöne girdi.
Biz de ona süre verdik, sorumluluk verdik, üzerimize düşeni yaptık yani.
Erdal’a gelirsek… Erdal da diğer oyuncular gibi büyük bir direnç koydu ve
takımımız için çok önemli bir isim haline geldi. Ama bunu kendisi aldı, ben
vermedim. Ben ilk geldiğim zaman herkesi gözlemleyebilmek adına herkesi eşit
dakikalar verdim aşağı yukarı. Sonra elbette bazı isimler daha öne çıktı, daha
fazla dakika almaya başladı. Erdal da bu isimlerden biri oldu.
Milli Takım’da Bogdan Tanjevic’in yardımcılığını da
yapmaktasınız aynı zamanda. Sizce Hakan Demirel’e bakış açısı bu sezonla
birlikte değişir mi kendisinin?
Bence değişir. Mesela bazı guardlar vardır, pası verir ve
kaybolur, sadece düzeni oynatırlar. Hakan öyle değil. Hakan bizde düzeni
oynatmanın dışında kendi şutunu, kendi penetresini yaratabilen, iyi pick’n roll
oynayabilen, birebiri olan bir isim haline geldi ve böylece düz bir guard
olmaktan çıkıp, bir takımın fark yaratan oyuncularından biri haline geldi.
Bu yıl Play-Off’a kalırsınız ya da kalamazsınız bilmiyoruz ama bir şey
biliyoruz ki o da 2008-09 sezonuna Erdemir ve Ahmet Çakı’nın damgasını vurduğudur.
Peki gelecek sene için planlar nedir? Sözleşmeniz kaç yıllık? Erdemir’de devam
etmeyi düşünüyor musunuz?
Gelecek sezon adına resmi bir kontratım bulunmuyor. Ben ilk
geldiğimde 1,5 yıllık bir kontrat istemiştim ancak o anki takımın durumu,
kümede kalacağımızın garanti olmaması yönetimin elini bu konuda biraz
bağlamıştı. O yüzden kısa süreli bir kontrat yaptık. Ben burada kalmak
istiyorum açıkçası. Zaten bunu istemesem, tek galibiyetli bir takımı alıp onu
yukarı taşıma riskini neden göze alayım? Ben bunu başararak burada kendime bir
kredi de yaratmak amacındaydım. Ben burada uzun yıllar kalmak amacındayım,
kulübün de fikri beraber çalışmak yönünde. Ama Erdemir bir fabrika ve ekonomik
krizden onlar da fazlasıyla etkilendiler. Önümüzdeki sezonun bütçesi, hedefleri
ne olacak, bunları bir değerlendirmek lazım karşılıklı. Bütçe biraz aşağıya
düşebilir önümüzdeki yıl ancak 1 sene bütçe düştü diye buradan ayrılacağım diye
bir durum yok. Önümüzdeki günlerde yöneticilerimizle oturup konuşacağız, 3-4
yıllık bir sürede bu takım için neler düşünüyorlar onları öğrenmemiz gerekiyor.
Çünkü ben buraya ilk geldiğimde bana bu konuda iyi şeyler hissettirmişlerdi.
Hala aynı hissi verebilirlerse uzun yıllar burada kalıp, her sene bu başarının
üstüne koyup, hatta Avrupa’da oynayıp arkamda iyi izler bırakmak istiyorum.
Böylesine başarılı geçen bir sezonun ardından genelde genç
koçlar -ya bir daha tekrarlayamazsam böyle bir başarıyı diye düşünerek- hemen
bir büyük takıma transfer olayım telaşına düşebiliyorlar ama sizde bunu görmedik.
Uzun vadeli planlardan bahsediyorsunuz. Bunda Darüşşafaka gibi bir kurumda
yetişmiş olmanızın bir payı vardır mutlaka. Öyle değil mi?
Aynen
öyle. Ben tam 15 yıl çalıştım Darüşşafaka’da. Küçük takım yardımcı antrenörü
olarak başladım ve her kategoride görev aldım. Küçük takım baş antrenörlüğü,
yıldız takım, genç takım, A takım yardımcı antrenörlüğü ve son olarak da A
takım baş antrenörlüğüne kadar yükseldim. Bu anlamda Darüşşafaka’daki tek isim
de bendim zaten. Darüşşafaka gerçekten çok önemli bir kurum. Biz orada günlük
planlar yapmamayı öğrendik. A takımda olsun, altyapıda olsun her zaman genç
oyunculara güvenmeyi, onları kazanmaya çalışmayı öğrendik. Ve açıkçası oradan
başka bir yere gitmeyi de hiç düşünmedik. Darüşşafaka’da aldığımız paralar
azdı, bütçe azdı ama bir mutluluk vardı. Orada bir şeyler ortaya koymak herkesi
mutlu ediyordu. Şimdi Erdemir için de aynı şey geçerli. Bir yıllık bir başarı
ve her sene kulüp değiştirmekten ziyade 3-4 yıllık bir vadede her sene biraz
daha üstüne koyarak ilerlemenin benim kariyerim açısından daha iyi olacağı
düşüncesindeyim. Çünkü ancak bu şekilde büyük takımlar için kalıcı bir koç
olmayı başarabilirim ben. Mesela bir Euroleague hedefim var, orada bir yardımcı
koçluk, bir baş antrenörlük yapmak, oranın bir parçası olmak istiyorum. Bunun
için de gittiğim takımlarda uzun süre çalışıp, güzel şeyler başarmak
amacındayım. Bana o yolu açacak şeyin bu olduğuna inanıyorum.
Uzun vadeli planlar ve Euroleague dediniz de aklımıza Air
Avellino maceranız geldi. O macera neden kısa sürdü? Koç Zare Markovski’nin
yanında Eurolague ve İtalya Ligi tecrübesi yaşama fırsatını neden bu kadar kısa
sürede bıraktınız?
Ben Darüşşafaka’da baş antrenör olduğum dönemde Avrupa’da
mücadele ettik. Hatta benim ilk maçım Joventud Badalona’ya karşıydı ve
kazanmıştık. Hatta ligde ve Avrupa’da 5’er maç olmak üzere toplamda 10 maç üst
üste kazandıydık ve bu bana çok keyif vermişti. Makedonikos’u yenmiştik,
koçları Yannakis’ti. Alman Bamberg’i yenmiştik, koçları şimdiki Alman Milli
Takım baş antrenörüydü. Keza Badalona’yı yenmiştik, koçları şimdiki Malaga koçu
Reneses’ti. Ve bana böyle isimlerle beraber aynı organizasyonda olmak ve onları
yenebilmek çok keyif vermişti. Mutlaka bu seviyeyi yakalamam gerektiğini
düşünüyordum ve o yönde de bir hedef koymuştum kendime.
Daçka’dan sonra çalıştırdığım Mersin Büyükşehir
Belediyesi’nden ayrılma nedenim de bu hedeflerimle uyuşmadığı içindi. Avrupa’da
mücadele eden bir takımı yaratmak, büyük başarılara imza atmak hatta uzun
vadeli planlar yapmak gibi hedeflerimin Mersin ile uyuşmadığını gözlemlediğim
için ayrılmıştım.
Avrupa basketbolunu daha iyi gözlemlemek için İtalya’ya
gittim ve koç Zare Markovski’nin çalıştırdığı Air Avellino’da yardımcı koç
olarak bir süre geçirdim. Avellino İtalya ligi ve Avrupa basketbolunu birinci
elden gözlemleyebilmem için bir nevi staj gibiydi. Koç Markovski bana “benim
yanıma gel, istediğin kadar kal. Ondan sonra ben seni istediğin takıma yönlendiririm” dedi. Ben 3 ay kadar kaldım.
Sonra Rusya’ya gidecektim CSKA Moskova’ya. CSKA Moskova’ya 1 aylık bir gözlem için gidip sonra İtalya’ya
dönecektim. O sırada buraya Türkiye’ye geldim, 10 gün kaldım ve bu süreçte Erdemir gelişmesi oldu. Bu yılı bir geliştirme
yılı olarak düşünmüştüm ama Erdemir’den teklif geldi ve Erdemir benim içime çok
sindi. Yöneticileri, kulübün ciddiyeti, fabrikanın düzeni olması. Erdemir’den
gelen teklifi Markovski ile konuştum. Koç da bana böylesine ciddi bir kurumdan böyle bir teklif
varsa bence bunu değerlendirmelisin. Buradaki imkanı ben sana herzaman sağlarım.
Git ve anlaş.” dedi.Yoksa ben açıkçası bu yılı hiçbir yerle anlaşmadan
geçirmeye karar vermiştim.
A Milli Basketbol
Takımı’nda da yardımcı antrenörlük yapmış biri olarak Milli Takım’la ilgili
görüşleriniz neler?
Benim milli takımda çalışmam kendimi geliştirmek adına çok
büyük bir şans oldu. Çünkü ben hep orta seviye takımlarda çalıştım;
Darüşşafaka, Mersin, Erdemir gibi. Üst seviyedeki oyuncu-antrenör ilişkileri,
oyuncuların çalışması, oyuncu yapıları, bunları görmek adına oralarda zaman
geçirmeyi çok istiyordum. Bana çok büyük katkı sağladı. Geçen yaz milli takım
çok güzel geçti. Hazırlık dönemine kötü başladık. Çok genç bir takım olduğumuz
için hücumda problemler çektik. Hazırlık döneminde 5 maçı kaybederek başladık
ama sonrasında da çok artıya geçtik. Koç Tanjeviç’in inandığı fiziksel sertliğe
dayalı, müdaafa ağırlıklı, bir basketbol tarzı var ve takım bu stilde oynamaya
başlayınca başarılı sonuçlar gelmeye başladı. Bence milli takımımız artık
tamamen bir Tanjeviç takımı oldu. Bence 2008 çok başarılı geçen bir dönem oldu.
Bakalım geçen yılki performans bu sene Avrupa Şampiyonası’na nasıl yansıyacak.
O da çok önemli. Çünkü Avrupa Şampiyonası 2010 Dünya Şampiyonasından önceki son
sınav. Orada da ilk 8’in içinde bir derece elde edilmeli ki bu pozitif bir
şekilde 2010’a yansısın. Ben bu takımın başarılı olacağına inanıyorum çünkü hem
bireysel bazda hem de takım anlamında hedefleri çok fazla olan bir takımız ve
bu hedefleri başarmak için ellerinden geleni yapacaklardır.
Şunu çok merak
ediyorum. Çok genç bir yaşta, 29 yaşında baş antrenör oldunuz. Çoğu zaman
çalıştırdığınız takımda sizden daha yaşlı, senelerce profesyonel basketbol
oynamış oyuncular oldu. Bu oyuncuları genç bir koç olarak idare etmek, onların
egolarına hükmetmek, kendinizi kanıtlamak zor olmadı mı?
Valla ben hiç zorlanmıyorum. Çünkü basketbol benim işim yani
ben basketbol sahasına girdiğim zaman kimseyi tanımıyorum. Sahaya çıkıp kim
çalışıyorsa, kim işini iyi yapıyorsa her zaman takdir ettim, kötü yapanı
eleştirir, iyi yapmasını sağlarım. Benim yoluma giriyorsa zaten benle beraber devam
eder, benim yolumda gitmiyorsa da benimle devam edemez. Ben bu konuda biraz net
bir insanım çünkü basketbol gerçekten benim işim ve yaşam tarzım artık ve bu
konuda ben kim olursa olsun taviz veremem ister ailem olsun, arkadaşım olsun
veya ne olursa olsun. Bir oyuncunun benden 1-2 yaş büyük-küçük olması, Euroleague’de
oynamış olması farketmiyor, sahaya girdiğiniz anda bizim belli bir kurallarımız
var, takımın kuralları ve bu kurallar takımı yönetiyor. Ona kim uyarsa takımda
olur.
Basketbolseverlere
vermek istediğiniz son bir mesaj var mı?
Bu sene Erdemir’de gerçekten iyi bir iş başardığımızı
inanıyorum. Tabii gelen başarılarla birikte sorumluluğumuz da daha çok arttı.
Bundan sonra daha iyi basketbol oynayıp
daha çok kazanmak adına elimizden geleni yapacağız.
Bir de şunu söylemek istiyorum. Türkiye’de şöyle bir şey var. Erdemir bu sene başarılı,
Ahmet Çakı başarılı. Ama 2 ay sonra bir takım şampiyon olacak ve o andan
itibaren bizi belki de kimse hatırlamayacak. Bizim kendimizi anlatabileceğimiz
çok fazla platform yok o yüzden ilginiz için teşekkür ederim.
İnandılar Kazandılar 23 Haziran 2009 Salı Tarihinin 13. Türkiye Ligi şampiyonluğunu kucaklayan Efes Pilsen kulübünün oyuncuları ve teknik ekibi kazanılan şampiyonluk için neler düşünüyor? Lacivert-beyazlı ekibin üyeleriyle sizler için konuştuk!
Tecrübe Konuşuyor 18 Mayıs 2009 Pazartesi Antalya Büyükşehir Belediyesi Genel Menajeri, tecrübeli basketbol adamı Doğan Hakyemez ile gündemdeki tüm konuları konuştuk. Dobra dobra cevaplar aldığımız röportajı keyifle okuyacağınızı umuyoruz.
Kral Solomon'la Bire Bir 08 Mayıs 2009 Cuma Fenerbahçe Ülker'in başarılı guardı Will "The King" Solomon tbl.org.tr'ye konuştu.
Çakı Gibi Bir Koç 30 Nisan 2009 Perşembe Erdemir Mucizesi’nin mimarı Ahmet Çakı çarpıcı açıklamalarıyla tbl.orgtr'de!
5. Viteste 07 Nisan 2009 Salı Pınar Karşıyaka’nın istim üstündeki point guardı Hakan Köseoğlu tbl.org.tr’ye konuştu.
214 Km/s 13 Mart 2009 Cuma Göreve gelişinin ardından 2 lig maçını toplam 214 sayı atarak kazanan Beşiktaş Cola Turka’nın çiçeği burnunda koçu Burak Bıyıktay ile geçmiş, bugün ve gelecek adına konuştuk.
Korkusuz 20 Şubat 2009 Cuma Yağmurlu bir Pazar sabahında, Oyak Renault’nun skorer ismi Alex Gordon ile keyifli ama hepsinden önemlisi fazlaca samimi bir röportaj gerçekleştirdik.
47 Kere Maşallah! 09 Şubat 2009 Pazartesi Fenerbahçe Ülker karşısında 47 sayı kaydederek lig tarihinin en unutulmaz skor performanslarından birine imza atan Mersin BŞB. guard'ı Chris Lofton, 47 sayının hikayesini tbl.org.tr'ye anlattı.
Alaskalı Suikastçi 29 Ocak 2009 Perşembe Son Euroleague şampiyonu CSKA Moskova’nın yıldız oyuncusu Trajan Langdon röportajıyla tbl.org.tr’de.
Nazik Dev 19 Ocak 2009 Pazartesi Türk basketbolunun en iyi pivotlarından biri, Hüseyin Beşok röportajıyla tbl.org.tr’de
Charles İş Başında 05 Ocak 2009 Pazartesi İki sezon aradan sonra Türkiye'ye ve Efes Pilsen'e geri dönen Avrupa basketbolunun önemli yıldızlarından Charles Smith röportajıyla tbl.org.tr'de.
Fenerbahçe Emiri 29 Aralık 2008 Pazartesi tbl.org.tr’nin bu haftaki konuğu Fenerbahçe Ülker’den Emir Preldzic
Zorlu İkili! 21 Aralık 2008 Pazar TÜRK Telekom'un pota altı silahları Erwin Dudley ve Michael Wright tbl.org.tr'ye çarpıcı açıklamalarda bulundular.
Traktör Gibi Sağlam... 18 Kasım 2008 Salı Kepez Belediye'nin kısa süre önce transfer ettiği NBA patentli pivotu Robert "Tractor" Traylor hiç şüphesiz Türkiye'ye gelmiş en kariyerli oyunculardan biri. 31 yaşındaki tecrübeli oyuncuyla keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.