Korkusuz Yağmurlu bir Pazar sabahında, Oyak Renault’nun skorer ismi Alex Gordon ile keyifli ama hepsinden önemlisi fazlaca samimi bir röportaj gerçekleştirdik.
Korkusuz Yağmurlu bir Pazar sabahında, Oyak Renault’nun skorer ismi Alex Gordon ile keyifli ama hepsinden önemlisi fazlaca samimi bir röportaj gerçekleştirdik.
Korkusuz 20 Şubat 2009 Cuma
"Bir basketbol
sahasında yaşanabilecek en kötü şeyi yaşadım ben, artık hiçbir şeyden
korkmuyorum o yüzden."
Alex Gordon
Yağmurlu bir
Pazar sabahında, Oyak Renault’nun skorer ismi Alex Gordon ile keyifli ama
hepsinden önemlisi fazlaca samimi bir röportaj gerçekleştirdik. Hayatın ne
denli zor sürprizleriyle karşılaşırsa karşılaşsın, bir şekilde kendini motive
edip ayakta kalmayı başarmış bu korkusuz adamın hikayesini okumak için şöyle
bir arkanıza yaslanın.
Öncelikle NCAA kariyerinden başlamak istiyorum. 4
yıl Vanderbilt’te oynadın. Kolejdeki daha ilk yılında Tennessee maçında
ürettiğin 30 sayı ile Vanderbilt’te ilk sezonunu oynayan oyuncular baz
alındığında en iyi ikinci performansa imza atarak okul tarihindeki yerini
aldın. Rekor da zaten 1977 yılında 34 sayı üreten Mike Rhodes’a aitti. Hem okul
yılların hem de bu önemli rekor hakkında neler söylersin bize?
Çok güzel bir takımımız
vardı, beraber hareket eden, birlikte çalışan, okul ve idmanlar dışındaki vakti
de beraber geçiren bir ekiptik. O yılları düşünüp de kötü bir şey hatırlayamaz
insan. Rekora gelecek olursak ise, ilk yılımda böylesi bir performans göstermiş
olmak ve senin de dediğin gibi okul tarihine bir şekilde adımı yazdırmak önemli
bir olaydı benim için. Belki de başlangıcım bu kadar iyi olduğu için,
sonrasındaki işler de iyi gitti benim için.
Okuldaki ikinci yılında da boş durmadın, kariyerin
adına bir ilki gerçekleştirdin ve Furman karşısında 16 sayı – 10 asistlik bir
performans ile ilk double-double’ına imza attın. Ne hissetmiştin ilk
double-double sonrasında?
Hem benim hem de takımım
adına iyi bir maçtı. Attığım şutların girmesi, arkadaşıma verdiğim pasların da
onlar tarafından değerlendirilmesi ile kariyerimin o ana kadarki en parlak
günlerinden birini yaşamıştım. Maçtan sonra antrenörüm özel olarak tebrik
etmişti beni. Maçı da kazanmıştık zaten, daha ne isteyebilirim ki?
4 yıllık Vanderbilt kariyerine baktığımızda, bir
maçta yaptığın en yüksek top kaybı sayısının 5 olduğunu görüyoruz. Ama Beko
Basketbol Ligi’nde oynadığın 18 maçın 8’inde 6 ve üstü top kaybı yapmışsın.
Nedir bunun sebebi? Rolünün değişmiş olması etkili olabilir mi mesela?
Elbette tamamen bununla
alakalı. Burada takımın en öne çıkan ismiyim, top en çok benim elimde duruyor,
rakipler bana karşı önlemlerini arttırıyorlar, ayrıca neredeyse maçın tamamında
sahada kalıyorum. Tüm bunların bileşkesi olarak da bazı istatistiklerim iyi
yönde yükselirken, bazı istatistiklerim (top kaybı gibi) kötü anlamda
yükseliyor. Mesela en düşük top kaybı ortalamam kolejdeki ilk yılımdaydı. Çünkü
fazla süre almıyordum. (Gülüyor)
Takımın, takım arkadaşların, koçun ve
taraftarlarınız hakkındaki görüşlerin nedir kısaca?
Koçumuz inanılmaz enerjik
bir insan. Sürekli olarak nasıl kazanabilirim sorusunun cevabını arıyor, her
maçtan önce ayrı bir planı oluyor. Bu tip koçlarla çalışmak her oyuncu için
keyiflidir. Ayrıca fazlasıyla etkin de bir karizması var, o karizması bizi
sürekli olarak daha iyi savunma yapmaya, daha iyi oynamaya zorluyor. Takım
içindeki arkadaşlıklarım çok iyi ama herkesin kendi dilimden insanlar olmaması
nedeniyle maksimum düzeyde de değil elbette. Yine de şükretmem gerekiyor, ilk
deniz aşırı tecrübemde böylesi iyi dostluklar kurabildiğim için. Taraftar ve
kulüp organizasyonu hakkında da düşüncelerim gayet olumlu. Bize olan
desteklerini sürekli olarak hissettiriyorlar. Bir teşekkür de onlara gitsin bu
vesileyle.
Vanderbilt’te daha çok 2 numaralı pozisyonda
oynuyordun ama burada saf bir 1 numara şekline büründün. Bu pozisyon
değişikliği nedeniyle bir zorlanma var mı senin açından?
Ben Vanderbilt’teki ilk
yılımda da 1 numarada oynamıştım ama sonra koç benim şut yeteneğimden daha çok
faydalanabilmek adına beni 2 numaraya kaydırmıştı. Bu onun fikriydi ve öyle
oynadım. Şimdi burada 1 numara oynuyorum. 1 numarada oynamaya alışkın olduğum
için de pek bir sorun teşkil etmiyor benim için.
Beşiktaş Cola Turka karşısında 28 sayı üreterek
Beko Basketbol Ligi’ndeki en yüksek rakamına ulaştın. Ama son saniye basketiyle
maçı kaybettiniz. Sen de epey bir üzüldün. O maç ve kendi performansın
hakkındaki yorumların nedir? Ayrıca Jones’a verdiğin bir bacak arası pasın
vardı ki, onu da bir hatırlayalım yeri gelmişken.
Çok erken geriye
düşmüştük o maçta ve işler iyi gitmiyordu açıkçası. Ama arkadaşlarımı toplayıp
maçı kazanabileceğimize inanmalarını söyledim. Etkili olmuş olacak ki
toparladık ve geri geldik skorda. Sonra da öne geçtik. Tüm gücümüzle oynayıp,
galibiyete de bu kadar yaklaşmışken yediğimiz son saniye basketi ve maçı
kaybetmek fazlasıyla üzdü hepimizi. Ben de zaten bir süre yerden kalkamadım maç
bitiminde. İyi bir gece olacaktı ama Mire Chatman’ın basketiyle ufak çaplı bir
kabusa dönüştü bizim için. Pasa gelirsek, iyiydi cidden. (Gülüyor)
Ama son 6 saniyedeki savunmanız da pek iyi değildi
doğrusu. Chatman hiçbir engelle karşılaşmadan yarı sahayı geçti ve sonra 4
kişinin arasında sanki antrenmanda şut atarcasına bomboş bir şut yolladı. Geri
dönüşünüz ne kadar iyiyse bu son saniye savunmanız da bir o kadar kötüydü.
Kesinlikle haklısın,
orada çok kötü bir savunma yaptık. Chatman’ı biraz sıkıştırıp vaktin bir
kısmını öldürebilirdik. Ama olmadı. Önemli olan her yaşanandan bir tecrübe
kazanabilmek, eğer ki bunu yapabiliyorsanız bir sorun yok demektir.
Bu yıl yapılan Beko Basketbol Ligi All-Star
organizasyonunda sen de yer aldın. Öncelikle kadroya seçilmiş olmanın nasıl bir
duygu olduğunu sonra da organizasyon hakkındaki fikirlerini öğrenebilir miyiz?
Organizasyon gayet iyiydi
bence, çok keyif aldım, eğlendim. Zaten bu tip organizasyonlar da bunun için
var. All-Star kadrosuna seçildiğimi öğrenmek –hele ki burada ilk yılımı
geçirdiğim düşünülürse- fazlasıyla mutlu etti beni. Zaten haberi Kepez Belediye
maçından önce almıştım, o moralle de çıkıp 25 sayı attım. (Gülüyor)
Türkiye ve Bursa hakkındaki düşüncelerin nedir?
Boş zamanlarında neler yapıyorsun? Mesela balık tutmaktan çok keyif aldığını
okumuştum başka bir röportajında.
Evet Amerika’da her sabah
erkenden kalkıp balık tutmaya giderdim. Tüm stresimi attığımı düşünüyorum bu
şekilde, hem ruhuma da iyi geliyor. Ayrıca laf aramızda çok da iyiyimdir balık
tutma konusunda. Bursa ve genel olarak Türkiye için düşüncelerim ise: Burasının
güzel bir yer olduğu, insanlarının fazlasıyla sıcak olduğu. Herhangi bir
problem yaşamadım şu ana kadar.
Tek başına mı yaşıyorsun Bursa’da?
Evet bir apartman
dairesinde tek başıma yaşıyorum ama hemen yan dairemde Jo (Joseph Jones’u
kastediyor) var.
Sen Oyak Renault ile anlaşmadan önce
Vanderbilt’ten takım arkadaşın Ross Neltner sözleşme imzalamıştı Oyak Renault
ile ilk olarak. Hatta senin sırf Ross ile beraber oynayabilmek için seni
isteyen Alman ve Fransız takımlarını reddettiğini ve Türkiye’ye geldiğini
biliyorum. Zaten Ross da senin gelişinden çok mutlu olduğunu belirtmişti
Amerikan basınına. Ama şartlar öyle bir gelişti ki, Ross Oyak Renault ile tek
bir resmi maça çıkmadan takımdan ayrılmak zorunda kaldı. Onun yerine Joseph
Jones transfer edildi. Neydi o konun detayları? Ve Ross gidince ne hissettin?
Sonuçta bir anlamda onun için de gelmiş sayabiliriz Türkiye’ye.
Evet burayı seçmemde
büyük bir payı vardı Ross’un. Sonuçta kendi ülkemden uzak bir yerde basketbol
oynayacaktım ve tanıdığım bir kişinin, sevdiğim bir arkadaşımın da benle
beraber olması fikri hayli cazip gelmişti. Ross, Vanderbilt yıllarımda da
beraber en çok vakit geçirdiğim kişilerden biriydi, ayrıca takımımız için de
önemli bir isimdi. Beraber olmamızın her ikimiz için de hayatı
kolaylaştıracağını düşünüyorduk ama olmadı. Sonuçta koçun kararıydı bu, saygı
duyduk. O pozisyon için daha farklı tipte bir isme ihtiyacı olduğunu belirtti
ve Jo’yu aldı. Beraber oynasak iyi olabilirdi ama tek kalmış olmam da ayrı bir
deneyim oldu bana.
Peki Ross gidince ‘Ben de gitsem iyi olur’ gibi
bir fikre kapıldın mı hiç?
Açıkçası kendi kendime
bunun hayatın bir sürprizi olduğunu ve hayatın içinde bu tip sürprizlerin hep
olduğunu, hep de olacağını söyledim. Bu gerçeği kabullendim. Sonuçta bu benim
işimdi ve daha çok konsantre olup, daha çok çalışarak bir şekilde ilk bakışta
zor gibi gözüken şartların üstesinden gelmeliydim. Öyle de oldu zaten.
Kız arkadaşın var mı Amerika’da? Bu kadar memleket
hasreti çeken birinin kız arkadaşı da varsa yandın ki ne yandın.
Evet var. Özlemimin bu
kadar büyük olmasında onun da payı var zaten.
Dün Sevgililer Günü’ydü mesela ve sen ondan uzaktın.
Dün konuştuk telefonla
biraz ama bu hafta kupa maçları nedeniyle lige verilecek arada Amerika’ya
gideceğim, o zaman birkaç gün rötarlı da olsa Sevgililer Günü’nü kutlayacağız
beraber.
Madem girdik özel hayata, senin hayatının en büyük
dönüm noktasına değinerek devam edelim sorularımıza. Sen 15 yaşındayken, senden
5 yaş büyük olan ağabeyin beraber basketbol oynamak için gittiğiniz basketbol
sahasında kalp krizi geçirdi ve gözlerinin önünde hayatını kaybetti. Mutlaka
hatırlamak istemeyeceksindir o günü ama bu detayı bilmeyen okuyucularımız için
detayları biraz paylaşabilirsen sevinirim.
Aslında güzel başlamıştı
o gün, hava çok güzeldi. Anthony ile beraber basketbol oynamaya gittik her
zaman gittiğimiz parka. Yeri gelir saatlerce basketbol oynadığımız olurdu o
sahada. O gün Anthony maç esnasında birden göğsünü tuttu ve yere yığıldı.
Hiçbir belirti olmadı, ya da kendisini kötü hissettiğini belirtir bir hareketi
de olmadı, bir anda düştü kaldı. Nefes alamıyordu, ben öylece kalakaldım.
Çevredeki insanlar ambulans çağırmaya çalıştılar ama nafile, gözlerimin önünde
kaybettim onu. Hiçbir şey yapamamak, onu öylece seyretmek inanılmaz yaraladı
beni. O benim ilham kaynağımdı, idolümdü hep. İyi bir Amerikan futbolu
oyuncusuydu ve beni basketbola teşvik eden kişi o olmuştu. Onu kaybetmek kolay
kabullenebileceğim bir şey değildi.
Peki bu olayın hayatına ve paralel olarak
basketboluna olan yansımaları nasıl oldu? Bir yerden sonra bu olayı bir
motivasyon aracı olarak mı kullanmaya başladın?
Ben bir basketbol sahasında
yaşanabilecek en kötü olayı yaşadım ve bu yüzden basketboldan nefret etmem
gerekirdi. Ancak aksine onu basketbol sahasında kaybetmiş olmam beni daha
farklı motive etti bu oyuna. Sanki ben iyi oynadıkça o kötü kaderi de biraz
biraz öldürüyormuşum gibi hissetmeye başladım. Biliyorum ki; Anthony
yukarılarda bir yerde beni izliyor ve ben iyi oynadıkça o da orada çok mutlu
oluyor. Bu yüzden tamamı ile bir motivasyon aracına döndü bu olay benim için.
Sol kolumda Anthony’nin mezarının dövmesi var, sağ kolumda ise Fearless
(Korkusuz) yazıyor. Bir basketbol sahasında başıma bu olaydan daha kötü bir şey
gelemeyeceği için hiçbir korkum yok sahada. O da zaten hemen sol kolumda benle
beraber sürekli. Neden korkabilirim ki?
Beko Basketbol Ligi hakkında ne düşünüyorsun?
Gerçekten iyi ve kaliteli
bir lig var burada. Fiziksel mücadelenin had safhada olduğu, bana birçok
kaliteli oyuncu ile karşı karşıya oynama imkanı tanıyan, iyi bir organizasyon.
Bu organizasyonun bir parçası olduğum için de keyifliyim açıkçası.
Kuzenin Ralph Mims de Türkiye’de oynuyor. Bir gün onla aynı takımda olmak ister miydin?
Ralph çok iyi bir
basketbolcu. Onunla beraber büyüdük, Pensacola’da beraber okuduk, sürekli
olarak beraber basketbol oynadık. Onun sahada her an her şeyi yapabilecek biri
olduğunu düşünüyorum. Bir maçı 5 sayıyla da tamamlayabilir, kalkıp 55 sayı da
atabilir. Düşününce keyifli olabilirdi onunla oynamak.
Biraz da özeleştiri yaptıralım sana. Basketbolun
açısından en güçlü ve en zayıf yönlerin neler sana göre?
En zayıf yönüm boyum
elbette. Güçlü yönlerim ise (biraz düşünüyor) aslında epeyce bir güçlü yönüm
var (Gülüyor). Hızım, dripling yeteneğim, şutum, arkadaşlarıma kolaylık
sağlayan geniş saha görüşüm. Bir çok şey sayabilirim.
Kişisel olarak amacın nedir peki? Kendini nerede
görüyorsun 5 yıl sonra?
NBA şampiyonluk kupasını
kaldırırken (Gülüyor).
Anlıyoruz ki Amerika özlemin epey bir fazla.
Yani sonuçta burası çok
rahat ve güzel bir ülke ama orası da benim kendi ülkem. Bir özlem duyuyor olmam
çok normal.
Kontratın kaç yıllık Oyak Renault ile?
1 yıllık anlaşma imzaladım.
O zaman seneye Amerika yolcususun diyebilir miyiz?
Hiçbir şey bilemiyorum
inan şu an. Herkesin kafasındaki düşünce bugünü en iyi nasıl yaşarımın cevabını
bulmak olmalı bence. Ben de şu anda onu düşünüyorum. O yüzden boşver şimdi sene
sonunu.
İnandılar Kazandılar 23 Haziran 2009 Salı Tarihinin 13. Türkiye Ligi şampiyonluğunu kucaklayan Efes Pilsen kulübünün oyuncuları ve teknik ekibi kazanılan şampiyonluk için neler düşünüyor? Lacivert-beyazlı ekibin üyeleriyle sizler için konuştuk!
Tecrübe Konuşuyor 18 Mayıs 2009 Pazartesi Antalya Büyükşehir Belediyesi Genel Menajeri, tecrübeli basketbol adamı Doğan Hakyemez ile gündemdeki tüm konuları konuştuk. Dobra dobra cevaplar aldığımız röportajı keyifle okuyacağınızı umuyoruz.
Kral Solomon'la Bire Bir 08 Mayıs 2009 Cuma Fenerbahçe Ülker'in başarılı guardı Will "The King" Solomon tbl.org.tr'ye konuştu.
Çakı Gibi Bir Koç 30 Nisan 2009 Perşembe Erdemir Mucizesi’nin mimarı Ahmet Çakı çarpıcı açıklamalarıyla tbl.orgtr'de!
5. Viteste 07 Nisan 2009 Salı Pınar Karşıyaka’nın istim üstündeki point guardı Hakan Köseoğlu tbl.org.tr’ye konuştu.
214 Km/s 13 Mart 2009 Cuma Göreve gelişinin ardından 2 lig maçını toplam 214 sayı atarak kazanan Beşiktaş Cola Turka’nın çiçeği burnunda koçu Burak Bıyıktay ile geçmiş, bugün ve gelecek adına konuştuk.
Korkusuz 20 Şubat 2009 Cuma Yağmurlu bir Pazar sabahında, Oyak Renault’nun skorer ismi Alex Gordon ile keyifli ama hepsinden önemlisi fazlaca samimi bir röportaj gerçekleştirdik.
47 Kere Maşallah! 09 Şubat 2009 Pazartesi Fenerbahçe Ülker karşısında 47 sayı kaydederek lig tarihinin en unutulmaz skor performanslarından birine imza atan Mersin BŞB. guard'ı Chris Lofton, 47 sayının hikayesini tbl.org.tr'ye anlattı.
Alaskalı Suikastçi 29 Ocak 2009 Perşembe Son Euroleague şampiyonu CSKA Moskova’nın yıldız oyuncusu Trajan Langdon röportajıyla tbl.org.tr’de.
Nazik Dev 19 Ocak 2009 Pazartesi Türk basketbolunun en iyi pivotlarından biri, Hüseyin Beşok röportajıyla tbl.org.tr’de
Charles İş Başında 05 Ocak 2009 Pazartesi İki sezon aradan sonra Türkiye'ye ve Efes Pilsen'e geri dönen Avrupa basketbolunun önemli yıldızlarından Charles Smith röportajıyla tbl.org.tr'de.
Fenerbahçe Emiri 29 Aralık 2008 Pazartesi tbl.org.tr’nin bu haftaki konuğu Fenerbahçe Ülker’den Emir Preldzic
Zorlu İkili! 21 Aralık 2008 Pazar TÜRK Telekom'un pota altı silahları Erwin Dudley ve Michael Wright tbl.org.tr'ye çarpıcı açıklamalarda bulundular.
Traktör Gibi Sağlam... 18 Kasım 2008 Salı Kepez Belediye'nin kısa süre önce transfer ettiği NBA patentli pivotu Robert "Tractor" Traylor hiç şüphesiz Türkiye'ye gelmiş en kariyerli oyunculardan biri. 31 yaşındaki tecrübeli oyuncuyla keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.